29 Temmuz 2012 Pazar

sana dair: düş - I


ben, orada kalmak istiyorum..

bir benlik, bir gülüş 
ve atlasta olmayan bir bakışla...
yüzyıllık bir yalnızlığı fısıldayan,
o denklemsiz eksikliklerin içindeyken
ağzımda damla damla biriken
sesini kemiriyorum sanki, orada..



ben, orada kalmak istiyorum:
denizin dibinde çok güzel,
parlak bir ayışığı, iki parlak göz,
bir gece geliyorsun rüyama;
hiç bitmesin istiyorum
ve ben orada kalmak istiyorum...




19 Temmuz 2012 Perşembe

geçmiş zaman: miş ‘adalet’



“Mutluluk da, yıkım da bizim kendi içimizdedir.”
Demokrit


Neye adalet diyoruz biz?
Kimi, neyi adaletli buluyoruz?
Yaşamda, sanatta, siyasette, ahlakta, hatta insanlar arasındaki sosyal ilişkilerde hukuk kuralları, her birinde diğerlerinden farklı mıdır?
Yaşamsal değer ya da toplumsal etik gibi, grupların, kültürlerin, milletlerin, cinsiyetlerin de ayrı ayrı kendilerine özgü birer adalet anlayışları mı var; yoksa mesele işin özünde mi, ya da bütün bunları belli bir düzene sokan bir bütünün parçalarından oluşan ahlak kuralları mı var? Aslında belki de asıl söylenmesi gereken şey: Her ne yapılırsa yapılsın, bütün insanları tatmin edecek herhangi bir hukuksal kavramdan söz edilemeyeceğidir. Adalet deyince iki farklı adalet söz konusudur bence. Bunlardan ilki, hukuka bağlı olarak, belli hukuksal kurallar çerçevesi içerisinde varılan noktadır –ki bu adalet anlayışı zaman, yer ve mekâna; toplumsal anlayış ve yaşayışlara göre değişiklik gösterir–; diğeri ise, hukuksal normların dışında, kişinin kendi vicdani hürriyetindeki adalettir. Vicdan demişken, aklıma Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki Raskolnikov geliyor. Kişinin zor bir durumda vicdanıyla karşı karşıya gelmesi ve adaleti sağlamak için elinden gelen içsel hesaplaşmayı yapması oldukça önemlidir; ama burada adaletin sonucu iyi ya da kötü de olabilir. Bu, varılan noktadaki adaleti değiştirmez.

13 Temmuz 2012 Cuma

bir çocuğun günlüğünden


inleyerek sayıklıyorum
ve hiç bilmeyeceksin baba,
senin için geceler boyu hüngür hüngür ağladığımı…

kayıp kent atlantis’e
yıldızlar kayacak her doğum günümde
ve sırf bu yüzden
yunuslar eşkâlimi çizmeli gözyaşlarıyla deniz(ler)e,
belki görürsün diye…
o da dört yılda bir zaten,
takvimler 29 şubat’ı gösterdiğinde..